★єlค's profile ღ ° нαуαт вαzєη çєкıℓмє...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    April 18

    HEDİYE....

     

    ...Sizlere virüslü bir dosya gönderiyorum...

    Açmanız halinde sadece bu bilgisayarınız değil,
    gelecekteki tüm bilgisayarlarınız da kullanılamaz hale gelecek.
    Yani mahvolacaksınız!

    Yani, artık “çok öptüm – kendine iyi bak” vs. diye yazamayacak;
    sevginizi bizzat kulağa fısıldamak,
    öpücüğü sıcacık yanaklara kondurmak zorunda kalacaksınız.

    Taranmış saçlarınız, fırçalanmış dişlerinizle yapacaksınız
    duvarın üzerindeki akşam sohbetini.
    Dünya o ses tonu üzerine kurulacak,
    o gözyaşı ile yıkılacak içinizdeki ticaret merkezleri.
    Avucunuzdaki el,
    o elin elinize tutuşturduğu minicik not ile çarpacak kalbiniz;


    Sevdayı, yalanı, nefreti,
    o gözbebeklerinde, o gözyaşlarında görebileceksiniz.
    Bir tutam da saç koyabileceksiniz zarfın içine,
    ucu yanık mektubunuzla birlikte.
    Çamur içinde kalacak ayakkabılarınız oyun bitiminde,
    diziniz kanayacak yanlış hareketinizde.



    Artık tutulmuş boynunuz, yığılmış beliniz,
    kemerin üzerindeki göbeğiniz, kan çanağı gibi gözleriniz,
    fare şeklindeki elinizle - bir ampule, bir sıvı kristal ekrana değil;
    göçmen kuşlara, mürekkep kokan kitaplara, gazetelere,
    sokaktaki bebelere, parktaki dedelere, çöldeki develere,
    yaşamın ta kendisine bakacaksınız.


    Basit detaylar olacak güzellikleriniz,
    siz de daha güzel olacaksınız.
    Dünya ayağınıza gelivermeyecek artık,
    ayaklarınız götürecek sizi dünyaya.
    Yollarda yaşayacaksınız ileride anlatacaklarınızı;
    cebinizde kalemtıraş - silgi, kağıda yazacaklarınızı.

    Hayat zorlaşacak, harcayacağınız emek artacak,
    işleyen vücudunuz ışıl ışıl parlayacak.
    Kocaman evren bekleyecek sizi,
    güneşe baktığınızda kamaşan gözlerinizi.


    Virüslü dosyanız yaşam.exe,
    kendi kendine değil,
    sizin bir zahmet çift tıklamanızla açılacak.
    Çorap söküğü gibi gelecek gerisi;
    gerçek dağlar, gerçek kırlar, gerçek sokaklar,
    gerçek aşklar beklerken sizi.


    yaşam.exe, “read only” bir dosya değildir.
    Yazmanız, doldurmanız,
    hiçbir hard diske sığamamanız için boştur,
    0 kilometrede, 0 kilobyte’dır.
    Tıklayın, vira vira demir alın,





    Bugünkü doğum gününüz kutlu olsun...


     
           


    April 15

    GİT..

     
     
    ”нιçвιя кєℓιмє ѕєηιη α∂ıη кα∂αя уєя тυтмα∂ı ∂υ∂αкℓαяıм∂α..
    нιçвιя ιηѕαη ѕєηιη кα∂αя уαкışмα∂ı αℓıη уαzgıмα..
    αмα вαşαяαмα∂ıк вυ ѕєν∂αуı уαşαтмαуı..
    вαşαяαмα∂ıк ιşтє..”
     
     
    Biz seninle hiçbir zaman aynı cümlenin içinde bile anılmadık...
    Ne ben acılarını sırtlamış cümlenin yüklemi olabildim
     Ne de sen mutluluklarımın gizli öznesi olabildin..
    Biz sadece hasrete prangalı iki yürek olduk....
    Biz ayak uçlarındaki karlara aldırmadan güneşli sabahlara doğmayı özenen iki deli gelinciktik..

    Zamansız açtık baharlara..
    Zamansız uyandık kış uykularından..
     Birbirimizin yüzünde gördüğümüz gülüşleri bahar sandık...
    Oysa biz kökleri toprakta kalacak bir gelinciğin bir kış sabahı güneşe gülümsemesi kadar imkansızdık…

    Hayat yolculuğunda sırt sırta verdik

    zannederken sırtlarımızın arasına örülü hasret duvarlarını göremedik..
    Belki de görmek istemedik.. 
     Ne zaman duvarları aşmak istedik işte o an esir düştük imkansızlığa…
     İşte o zaman yenik düştük zamana..
    Senle ben , hiçbir zaman “вιz“ olmayı başaramadık… 
     Başaramadık işte..
    Belki de seninle biz ayrı cephelerde savaşan iki kılıç ustasıydık…
     Kendimizi hep aramıza örülmüş

    hasrete kılıç sallar bilirken meğer biz kendi yüreklerimize kılıç sallamışız…


    нα∂ι gιт ѕєνgιℓι.. Rüzgara karşı savaşmayı bırak… Hadi git..
     Dağlar devrilmişken omuzlarıma, yalnızlık düşmüşken sokaklarıma git..
    Git diyorum sana...
    Kapıyı biraz arala ve git.. Bana verdiğin ne varsa her şeyi topla ve git..

    Bekletme
    ” seni" bekleyenleri…
    Bekletme kapımda beni sonsuzluğa gömecek yetim kelebekleri…

    Hadi git..

    Her harfine ölümler beğendiğim adımı dudaklarımdan sökerek git..

    Bana çıkan tüm sokakları sil adres defterlerinden..
    Yaşayıp da kendi yüreğine bile ispat edemediğin bu sevdayı
    “ мυтℓυℓυк вαкιуєℓєя∂єη” 
    düş gayri..
    Gözlerime demir pervazlardan ölüm göz

    kırpıyorken durma git …



     нα∂ι gιт ѕєνgιℓι..

    Adınla başlayıp adınla bitiremediğim cümleler kadar yalnız bırak beni..
     Durma karanlıklarımda, durma hatıralarıma.. Git sadece..

    Bırak hayat boyu sensizlik yerine ölümler diz çöksün ayak dibime…

    Bırak günahların dökülsün soğuk ellerinin gezindiği kücük avuç içlerime..
    Hadi git sevgili..
     Biz seninle rüya olmaktan öteye geçemedik.. Hiçbir zaman acıyı

    sırtlanıp mutluluğa gülümsemedik.. Hadi git…Dudaklarında daha fazla

    kanamasın pişmanlıkların. Daha fazla ağlamasın hatıraların.. Hadi git sevgili..

    Hadi git..Çıktığın kapıdan ölüm gelsin ayak uçlarıma..
    Bırak gözlerin mapusluğum, yüreğin sonsuzluğum olsun..

    Hadi git…

    Durma sabahı olmayan karanlıklarımda..
     Daha fazla üşütme ellerini karı, boranı eksik olmayan kışlarımda...

    Daha fazla bekleme yamalı cümlelerimde. Git diyorum sana..
    Git.. Beni “ bana “ bırakma…Hadi kapıyı arala ve git.. Kapat tüm ışıkları..
    Ve git hadi.. Çıktığın kapının ardından ölüm gelsin gayri..



    Şimdi git…

    Unut ismimi…

    Unut yeminlerini….

    Seni hiç sevmediğimi farz et…

    Bu sevdayı hiç yaşanmamış kabul et..

    Demir kapımı “ öℓüмє “ arala ve sessice git…


    Git diyorum…

    Sadece git…

    Ardından ölüm gelsin ayak uçlarıma..

    Sana kavuşmayı bilmese de ,

    Seni severken “ öℓмєηιη gυяυяυηυ “ yaşasın bu yürek…

    Çünkü; sen benim,


    “öℓüм ιℓє нαуαт αяαѕιηα çιzєвιℓ∂ιgιм тєк мυтℓυℓυgυм∂υη”...!!!!

     


     
    EL@
    April 08

    Hayat hep bir yolculuktu...

     

     


    Hayat hep bir yolculuktu benim için,hep bir yerlere gidecek gibi durdum. Ama bir yerlere gidemedim… Hep uzakları düşündüm, hep uzakları düşledim; insanın olmadığı kıyıları… Ne kaldığım yerlere bağlanabildim, ne de gidebildim düşlediğim yerlere…

    Dünyaları sevdim sığdırdım yüreğime de, ben bir yere sığamadım… Bir yanımda özlemler taştı sel sel, bir yanımı acılar kapladı derya deniz, soluğumda demirler erittim de bir yanım hep kış kaldı üşüdüm…

    Ne ben kendimi anlatabildim başkalarına, ne de başkaları anlayabildi ağıt gibi bıçaklanmış bu yüregi gögsümün ortasında. ..

    Ne yana döndüm kurt ulumaları, ne yana döndüm zemheri…Yüreğimde hüzün sönen yıldızlar gibi hep gözlerime döndü… Susuzum ey hayat! Suskunum!..

    Gecelerime yağmurlar damladı, ıslandı duygularım, üşüdüm, yağmur oldum kendime, kar oldum. Hangi bahara tutunduysam alıp götürdü umutlarımı kış. Gozlerimi de alıp gitti ardından…

    Çocukluğumu düşürdüm kollarında aşkın, öksüz kaldı şiirlerim baharın dudaklarında… Bu yüzden hep kanarım kendimce...

    Kar yağdı kaldırımlara, üşüyor hayat. Yalnızlık kocaman bir dağ olup büyüdü gözlerimde. Bir dost gülücüğünde saklı kaldı zaman. Bütün sevinçleri alıp götürdü gemiler. Şimdi ne kadar bastırırsam bastırayım iki elimi kanayan yüreğimin üstüne, kanama durmuyor…

    Kahrımdan bin deniz doğurdum, gözyaşı doldu geceler… Gözyaşı gecelerinde boğuldu sevinçlerim… Gece zalim gelir bu şehre, gözyaşıyla gelir her gelişinde hüzünle gelir. Şarkılar da susar, zifiri saçlarıyla örter bu şehri geceler... Hazan mevsimi şimdi, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimi, gözyaşı mevsimi. Bütün mevsimler bir gün bırakıp gitse de, ben gidemem...

    Ey aşk yada acınası ey ben! Gözyaşlarımı denizlere salıyorum ki, dağlara doğan güneş, hasret hasret açılan ama kapanmayan yaralarıma merhem olsun… Kırılsın kilitleri kapılarımın, kırılsın içimde yıllarca gizlediğim ayna, gülsün gülmeyen bahtım…

     

     

     

      


     

    April 06

    Türkçemiz..

     

     

     
     
     
    Neden Türkçe?

    Milletleri oluşturan en önemli unsurların başında ortak dil kullanımı gelir. Eğer ortak bir dil kullanamıyorsak ne yazık ki, tam manasıyla millet olabilmekten bahsedemiyoruz demektir.

    Ne yazık ki, ülkemizde Türkçe çok yozlaştırıldı. Kirletildi ve tahrip edildi. Elbette ki, bu durumun olmasında çok farklı nedenler var. Bu nedenler ne olursa olsun, millette milli bir şuurun yaşatılması gerekiyor. bugün bir çok Tv. kanalının, gazetenin, derginin dahi adı Türkçe değil. Alış - veriş yaptığımız esnafın tabelasında Türkçe isim yazmıyor. Bizlerin dahi günlük konuşmamızda yes, no, nice to meet you, okey, vb. kelimeleri sıklıkla kullandığımız yatsılanamaz bir gerçek.
    Gelinen bu noktada nesiller arasında uçurum mesabesinde farklılıklar meydana geldi. Bu duruma seyirci kalamayız. "İşte bu; tam bir Türk modelidir" diyebileceğimiz bir nesil yok. Yabancı kültürün etkisinde kalmış zavallı bir toplum haline geldik. Belki de bu acınası durum, sömürge ülkelerinin başına gelebilecek türden. Ama bu hali tepkisizliğimiz, duyarsızlığımız ve umursamazlığımız sonucunda hep beraber kazandık.


    Biz, Türk'üz, Türkçe konuşur, Türkçe anlaşır, Türkçe düşünürüz. Biz başkaları gibi yaşamaya, konuşmaya başlarsak, başkaları gibi düşünmeye başlarız. Şunu unutmamalıyız ki, bu güzelim ülkemizin toprakları üzerinde bir çok devletin sinsi emelleri var. Bu emellerine sahip olmak için yırtıcı bir hayvanın avını beklediği gibi sinsice bekliyorlar. Lütfen onlara bu fırsatı (en azından kendi elimizle) vermeyelim.



    Hâlâ vakit var!.

    TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM................