|
|
December 17
ηє кєуιƒℓє σкυ∂υğυм şιιяℓєя єzвєяιм∂є,
ηє ∂є вαğıяα çαğıяα ѕöуℓє∂ιğιм şαякıℓαяıη ѕözℓєяι.
∂αℓgıη gözℓєяℓє уüяü∂üğüм ¢α∂∂єℓєя∂є кαувσℓυуσяυм...
ѕσηѕυz вιя ιηαтℓα ѕαяıℓ∂ığıм яα∂уσ∂αη gєℓєη σ нαяιкα мєℓσ∂ιℓєяιη ∂є тα∂ı уσк؟
ρєкι уα σ уαğмυя∂α ιℓιкℓєяιмє кα∂αя ıѕℓαηмαℓαяıмı кιм ¢αℓ∂ι вєη∂єη؟
вιℓмιуσяυм.. !!

Susuyorum artik... Sustukça susuyorum.
Sustukça, üzerime gelen insanlardan kurtarmak için ruhumu, suskunluğuma sarılıyorum. Ama yine de saplanıyor yüreğime bazı kelimeler. Bazıları da acıtıyor üstelik… Sessiz geceler benim için sığınılan bir liman sanki. Kendimi bulup bulup kaybettiğim karanlıkta, Şöyle bir uğradığım kelime hazinemde bir anlam ifade etmiyor. Düşünüyorum da bu güne kadar hep;
gibi yazmışım, gibi okumuşum,
gibi söylemişim
ve en önemlisi; gibi sevmişim... Elbette hiçbir şey, ben ol deyince olmaz.
Bunu biliyorum ama zaman da geçiyor hızla. Tükenmez sandığım bütün sözler bitiyor ve ben de yavaş yavaş tükeniyorum... Onca yıldan sonra; hayata dair ne kaldı ki elimde? Kocaman bir hiç! Öyleyse neden bunca caba, neye bunca isyan… Öyle anlamsız ki yaşadığım hayat. Her şey az sonra gerçekleşecekmiş gibi duruyor, Elimi uzatıyorum tutmak için, kayboluyor. Benim dışımda kopuyor bütün kıyametler Ve ben kendime uyan bir kıyamet beğenmiyorum… Kalbime bir kursun sıkacak gönüllü katilimi arıyorum Ya da yüreğime su serpecek elin sahibini... Toprağa ateşi düşürecek, denizi yakamozlarla süsleyecek sesin sahibini… Artık basit şeyler bekliyorum yasamdan. Örneğin, kimselerin bilmediği sırlarım olmalı ölürken... Kimselerin gitmediği sokaklarım olmalı... İçimi kanatan özlemlerle yaşlanıp, sonra da sessizce gitmeliyim bu dünyadan. İste yine susuyorum;
Siyah bir geceye dönüyor her anım ve Okuduğum her şiir kanatıyor yaralarımı.
ιçιм∂єкι çσ¢υк öℓüуσя... уαℓαη¢ı güℓüмѕєуιşℓєяℓє вєηι ¢ι∂∂ιуєтє çαğıяαη ιηѕαηℓαяı ∂α öηємѕємιуσяυм.
єℓιм∂єη кαуıρ gι∂єηℓєя∂єη кσякмα∂ığıмı вιℓмιуσя кι нιç вιяι...

December 04
Bazen susmak gerekiyormuş Bazen bomboş bakmak gerekiyormuş Hayatın yalanlarına.. Anlamaya çalışmak saçmalık..! Anlamadan yaşamak gerekiyormuş.. Ama bazen! Unutmak gerekiyormuş unutulma pahasına. Zaman değilmiş gideni getiren.. Aslında zamanmış var olanı götüren..!
October 21
Kalbimin kırıklarını toplayıp avuçlarıma Çekip gitsem bu şehirden Anılar incinir mi? Üşür mü dalında bir yaz çiçeği?
Ve bilir mi? Bir sevgiye karşılık yüreğini kanatanı, Bin ilmik atanı usuna. Çekilen her tetiğe karşılık
Kirpiklerinde
вαнαяıηı ѕαкℓαуαη уαşℓı вιя çσ¢υğυм вєη...
Düşlerin yağmurnda ıslan
Düşlerin yağmurunda ıslanmış gül izi Ağlamak istediğim her sahilde bir martı ölür Bir şiir vurur kıyılara / gücenik Değip geçer ellerime ihanetin rüzgarları
İçimin ırmakları kurudu / bütün yapraklar soluk Hüzün kokuyor çiçeğim Hangi yağmurları müjdelersen müjdele Yeşermez bir daha yangının düştüğü yer.
Aşk da küstü Kim dinler kalbimin kırık sesini artık
Ceylanların vurulduğu bir dağbaşı ıssızlığıyım işte Gelinciklerin ürperdiği şafak Gülücükler kuruturum durmadan güz dudaklarında Giden gelmedi terketti bütün mevsimler...
Bir korkunç acıya düştümki Sırtımda kırk paslı bıçak kırk yerimden kanayan
Avcılar vurdu küçücük serçe kuşlarımı Acılar tünedi sevincin tüneğine
gι∂єη ∂öηмє∂ι тєякєттι вüтüη мєνѕιмℓєя
вιя тєк güℓ кαℓмα∂ı öмяüмüη вσzкıяıη∂α...
üşüуσяυм
şιм∂ι уαℓηızℓığıη єη тєηнα кışıη∂αуıм
Kirpiklerimde yıldızlar saklasamda Bedenime buzdan rüzgarlar esiyor her gece
testisi kırık bir yolcuyum / yolum duman Artık hiç bir şey avutmuyor beni uçsuz bucaksız bir uçurum kıyısında kaldım
єу нαуαт кυ¢αкℓα вєηι
мανι кαηαтℓαяıηıη αℓтıηα αℓ ѕığıηıρ кαℓαуıм вιя ѕєνgιηιη ѕı¢αк ιкℓιмιηє...
September 01
уüяєğιηιη тαşιηαвιℓιя вüтüη ∂υуgυℓαяιуℓα вιя ∂υяαктα вєкℓємєк
νε ցεçεռ ﻨlĸ гüչցﻪгժﻪ รﻪνгսlოﻪĸ ﻪկﻪĸէﻪ
мüѕαιт вιя є¢єℓ∂є ∂υямαк ѕσηяα
ĸıկﻪรıկﻪ รսรოﻪĸ รօгցսlﻪгժﻪ...
Yedi iklimi ortak paydada birleştirmek Güneşi yakmak bir kıvılcımla Cayır cayır yanmak yangınlarda Sonra yüreğimdeki; Bütün sokaklara bütün caddelere bütün kentlere adını vermek Ama dedim ya; Ayıptı adını vermek gayrı menkullere Adının çok bilinmeyenli denklemlerde saklamak gerekti мüƒяє∂αт ∂ışı öğяєηмєу∂ι ѕєνмєк
կﻪհսէ รεรรﻨչ ъﻨг öğгεռოε ъﻨçﻨოﻨ
Kansız bir yenilgiydi Ve birinci tekil zamanda yaşamak mecburuydi.
 Yine de ben adına aşk bulaşmış bütün kelimeleri Karambol zamanlarda haykırıyordum yıldızlara Herhangi bir öğretim yılında faili meçhul bir aşka karşıyordu adım Ölmeyi öğreniyordum yaşamsal faaliyetlerimi sürdürürken Yüreğimin başkenti ilan ediyordum okulun bütün kapsama alanlarını Çünkü orda sen vardın monarşik bir yapıda
Artık yağmurlarda alışmıştı bu şehre gizlice yağmaya Oysa ben bu şehre inat kaçak yaşıyordum seni içimde Ve hiçbirşeye hasretin kadar hasret duymuyordum Hasretinin namlusu çevriliyordu her akşamüstü yüreğime. Baktığım her yerde gözlerin yağıyordu gözlerime Gecenin her çöküşünde yitiriyordum kendimi Her şafakta seni beklemenin depremselliğiyle uyanıyordu kalbim Bütün hayallerimin başrolünde sen vardın Bütün cümlelerimin ana konusu oluyordun Bütün bütünlüğümle bütün oluyordum seninle Ama dedim ya Ayıptı hayal kurmak bu şehirde Hayallerimi saklamak gerekti
รﻪĸlﻪժıო รﻪռﻪ էüო հﻪկﻪllεгﻨოﻨ....

July 06
Sus yüreğim. Feryat etme...
Çığırtkanlara yaraşır bu yaptığın, bir de küçük çocuklara.
Oysa sen büyüdün, çığırtkan da olmadın hiçbir zaman.
Sen bilir miydin sormadığım soruların cevaplarını.
Bir açık kapı olsaydı, güneşi de baharı da getirebilir miydin?
Anlarmıydın dilimden, konuşmadan susarmıydık öylece.
Yoksa yeni bir alfabemi yazardın her harfi bir çiçekten.
Bilir miydin neden bu kadar korktuğumu.
İçimdeki korkunç yalnızlığı, katran karası geceyi, düş düş sonu gelmeyen uçurumu.
Okur muydun gözlerimdeki hüznü, kendime bile kapattığım kapıları açabilir miydin? Sağlam dur yüreğim...
Etrafa saçma kıvılcımları. Geldiğimiz gibi gideceğiz bu bahçeden.
Gitmeyi de biliriz. Sağlam dur yüreğim... Ne içindeki çığlığı büyüt dalga dalga, ne de yalnızlığı...
Bu sırrı açsaydık birbirimize. Gözlerimiz her karşılaştığında söylediklerimizi sözlere dökseydik…
Kalbimin sükun bulduğu yer dizinin dibi olur muydu?
Sıcacık baktığında aradığım cevapları bulur muydum?
İçim erir miydi gülümsediğinde, şimdiki gibi?
Utanır mıydım yaptıklarımdan, yoksa mesut bahtiyar ölür müydüm son nefesimde? Kendine sarıl kalbim. Sıkı tut kendini... Üzerine sıçratma kuruntuları.
Zaten giderek büyüyor gece… Söylesene bu bir masal mı? Sorular üzerine kurulabilir mi hayatlar?
Başlamadan biten masallar vardır hani, kahramanları ta en başından pes eden.
Mızıkçılık mı yapmış olur onlar, yenilmeyi seçmekle.
Saklambaç oynarken sıkılıp kendini sobeleten çocuklar gibi… Kaç bahar olur bir ömürde kalbim?
Her tohum başka bir çiçek midir, yoksa yeniden açan aynı çiçek mi? Sorma artık yüreğim. Sus yüreğim, Feryat etme…
June 10
Acısını içtim aşkın, Hüznüne dokundum. Gökkuşağı gibi değildi renkleri siyahında boğuldum. Yoruldum hep yoruldum Kime tutunduysam yaralı kanadımla Yalanlarında kayboldum. Masum bir çocuk bakışıyla geçtim aşkın kör gözlerinden Yüreğimi büyüttüm, Düşler yetiştirdim minik avuçlarımda ağlamayı öğrendim, Gülmeyi unuttum. Hırçın denizlerde, boşa kürek çektim hep Yalnızlığın kıyısında, unutulan bir liman gibi Bekledim, durdum. Nereye gittiğini bilmeyen bir yolcunun sessizliğinde geçti hayatım. Aşkı bulayım derken, Yolumdan oldum. Korkularım büyüdü aşkın kollarında Sessizlik parladı içimde, bir yakamoz gibi Üç kuruşa yalnızlığa sattı gülen suretimi Ne bana gösterdi kendi yüzünü, Ne güldürdü benim yüzümü. Yar olmadı bana hiç, seslendim ses vermedi Sonunda sustum
Ve bir akşam üstü Aşkı sırtından vurdum!....
May 28
Bazı anlar vardır; onu düşündüğün,
Keşke şimdi yanımda olsa dediğin,
Bilirsin ki uzaktır gelemez
Yüreğin sızlar o an gözyaşların düşer yanaklarına.
Bazı anlar vardır; gülersin
Yüreğinin acısını bastırmak pahasına.
Bazı anlar vardır; gözünün önündedir o
Bir şey söylemiyordur sana
Sadece gözlerine bakıyordur.
Ve gözlerinle konuşursun
Bilirsin ki, kelimeler yetmez anlatmaya
İçinde taşıdığın sevgiyi
Bazı anlar vardır; ellerini uzatırsın
Hissetmek için taşıdığın sevginin büyüklüğünü
Ama o görmez seni, tutamaz ellerini
Sonra korkarsın incinmekten narince bırakırsın.
Bazı anlar vardır; haykırmak gelse de içinden
Bağırsan da duymayacağını bilirsin
Fısıltıyla söylersin “seni seviyorum” ları…

May 10
Bu şehri ağlatacak kadar ağırdı gidişin. Şimdi yokluğunu koynuma aldım Karanlığın bile hüznümü kaybedemediği bir gecede Hesap soruyorum yüreğime boyundan büyük sevmek sana mı düştü diye. Her yer sen kokuyor işte,her şeyde senden bir parça Böyle çaresiz, böyle yarım kaldım işte. Sol yanım acıyor,her atışı yokluğunun isyanı şimdi. Yanmaktayım işte. Alev alev yanmaktayım,gözyaşlarıma inat daha bir kor olmaktayım... Nasıl sevmişim oysa seni ne kadar sen olmuşum, Ne kadar çok ben olmuşsun. Nasıl mecburmuşum nasıl tutulmuşum Sensizlik ölümmüş oysa,oysa ne zormuş ölüm. Hasretinle yanıyor şimdi her yanım, Bir damla sen diye yalvarıyorum,bir damla kan ilişiyor gözlerime Bir damla sen diyorum,bin damla kan düşüyor yüreğime, Yoksun işte. Ben deli divane olsam da yoksun. Sensizlik baş köşeye oturmuş dalga geçiyor şimdi. Aynalar hesap soruyor, Duvarlar gizliden ağlıyor, Bir bilsen, Ah! bir bilsen hasretimi Sanki her ayak sesi seni getiriyor…
Senli cümlelerimi çıkardım hayatımdan.yazdıklarımdan. Yaşadıklarımdan. Herkesle aynı cümleleri kurmuyorum.Senin kelimelerin başka dudaklara isim olurken.
Ben artık isimsiz bir adamı seviyorum.
 
May 05
’'Yalnızlığını anlat bana… ‘’ Aldım elime kalemi, boş bir sayfa buldum sen’li yazılarımın arasında…
Yalnızlığı beklemeye koyuldum, beyaz düşlerime esir olan karanlık odamda Geldi, sensizliğin çarpıcı boşluğunda... Nefesim daraldı, yuttum içimde her n‘e varsa… Dört duvar dillendi sessizliğimden!
Sustu yakarışlar… Taştı sessizlik içimden… Kelimeleri karanlığa bıraktım hissedilebildiğince ! Ben konuştum, ‘o’ dinledi… Ansızın, sustum… Sessizliğini dinledim... Dinledikçe, Sevdim sonu çığlık olan yalnızlığı... Sarıldım kuytu gecelerde birtek o’na…! Ne bir şikayet ne bir bıkkınlık... Sevdim gecelerimde, adı yalnızlık olan, sessiz çağrını… O’na rehin bıraktım ruhumun derinliklerini...
Yine yalnızlığa alabildiğine konuştuğum bir gecede, Hayallerim düştü gözlerimden birer birer.. Yüreğimi gördüm karanlığın en ücra köşesinde.. Lime lime oldu gözlerimin önünde.. Tutamadım... Yetişemedim yüreğime ! İşte o gece, yalnızlığa yakardım sayfalarca.. Ben konuştum... Yine ‘O’ dinledi..
Öyle sessizdi ki.. İsyana meyilli sorularıma, cevap olamadı yalnızlığım.. O sustukça, ben haykırdım çaresizce.. Olmadı.. Sensizliğe çare olamadı… Duvarlarım yıkıldı benliğimin üzerine.. Nefesim daraldı, bu kez acıyla… Yutkundum, her kelimeyi yüreğime batırırcasına ! Sebebim oldu, her hecesi yüreğimi yakan kelime… Yalnızlığı, yalnızlığa anlattım gecelerimde...
Pabucu dama atılmış hayallerime ağladım karanlığın yaralayıcı boşluğunda …
April 18
...Sizlere virüslü bir dosya gönderiyorum...

Açmanız halinde sadece bu bilgisayarınız değil, gelecekteki tüm bilgisayarlarınız da kullanılamaz hale gelecek. Yani mahvolacaksınız!
Yani, artık “çok öptüm – kendine iyi bak” vs. diye yazamayacak; sevginizi bizzat kulağa fısıldamak, öpücüğü sıcacık yanaklara kondurmak zorunda kalacaksınız.
Taranmış saçlarınız, fırçalanmış dişlerinizle yapacaksınız duvarın üzerindeki akşam sohbetini. Dünya o ses tonu üzerine kurulacak, o gözyaşı ile yıkılacak içinizdeki ticaret merkezleri.
Avucunuzdaki el, o elin elinize tutuşturduğu minicik not ile çarpacak kalbiniz;
 Sevdayı, yalanı, nefreti, o gözbebeklerinde, o gözyaşlarında görebileceksiniz. Bir tutam da saç koyabileceksiniz zarfın içine, ucu yanık mektubunuzla birlikte. Çamur içinde kalacak ayakkabılarınız oyun bitiminde, diziniz kanayacak yanlış hareketinizde.
Artık tutulmuş boynunuz, yığılmış beliniz, kemerin üzerindeki göbeğiniz, kan çanağı gibi gözleriniz, fare şeklindeki elinizle - bir ampule, bir sıvı kristal ekrana değil; göçmen kuşlara, mürekkep kokan kitaplara, gazetelere, sokaktaki bebelere, parktaki dedelere, çöldeki develere, yaşamın ta kendisine bakacaksınız.
 Basit detaylar olacak güzellikleriniz, siz de daha güzel olacaksınız. Dünya ayağınıza gelivermeyecek artık, ayaklarınız götürecek sizi dünyaya. Yollarda yaşayacaksınız ileride anlatacaklarınızı; cebinizde kalemtıraş - silgi, kağıda yazacaklarınızı.
Hayat zorlaşacak, harcayacağınız emek artacak, işleyen vücudunuz ışıl ışıl parlayacak. Kocaman evren bekleyecek sizi, güneşe baktığınızda kamaşan gözlerinizi.
 Virüslü dosyanız yaşam.exe, kendi kendine değil, sizin bir zahmet çift tıklamanızla açılacak. Çorap söküğü gibi gelecek gerisi; gerçek dağlar, gerçek kırlar, gerçek sokaklar, gerçek aşklar beklerken sizi.
yaşam.exe, “read only” bir dosya değildir. Yazmanız, doldurmanız, hiçbir hard diske sığamamanız için boştur, 0 kilometrede, 0 kilobyte’dır. Tıklayın, vira vira demir alın,

Bugünkü doğum gününüz kutlu olsun...

April 15
”нιçвιя кєℓιмє ѕєηιη α∂ıη кα∂αя уєя тυтмα∂ı ∂υ∂αкℓαяıм∂α..
нιçвιя ιηѕαη ѕєηιη кα∂αя уαкışмα∂ı αℓıη уαzgıмα..
αмα вαşαяαмα∂ıк вυ ѕєν∂αуı уαşαтмαуı..
вαşαяαмα∂ıк ιşтє..”
Biz seninle hiçbir zaman aynı cümlenin içinde bile anılmadık... Ne ben acılarını sırtlamış cümlenin yüklemi olabildim
Ne de sen mutluluklarımın gizli öznesi olabildin.. Biz sadece hasrete prangalı iki yürek olduk....
Biz ayak uçlarındaki karlara aldırmadan güneşli sabahlara doğmayı özenen iki deli gelinciktik..
Zamansız açtık baharlara..
Zamansız uyandık kış uykularından.. Birbirimizin yüzünde gördüğümüz gülüşleri bahar sandık...
Oysa biz kökleri toprakta kalacak bir gelinciğin bir kış sabahı güneşe gülümsemesi kadar imkansızdık…
Hayat yolculuğunda sırt sırta verdik zannederken sırtlarımızın arasına örülü hasret duvarlarını göremedik..
Belki de görmek istemedik.. Ne zaman duvarları aşmak istedik işte o an esir düştük imkansızlığa… İşte o zaman yenik düştük zamana..
Senle ben , hiçbir zaman “вιz“ olmayı başaramadık… Başaramadık işte..
Belki de seninle biz ayrı cephelerde savaşan iki kılıç ustasıydık… Kendimizi hep aramıza örülmüş hasrete kılıç sallar bilirken meğer biz kendi yüreklerimize kılıç sallamışız…
нα∂ι gιт ѕєνgιℓι.. Rüzgara karşı savaşmayı bırak… Hadi git.. Dağlar devrilmişken omuzlarıma, yalnızlık düşmüşken sokaklarıma git..
Git diyorum sana... Kapıyı biraz arala ve git.. Bana verdiğin ne varsa her şeyi topla ve git.. Bekletme ” seni" bekleyenleri… Bekletme kapımda beni sonsuzluğa gömecek yetim kelebekleri… Hadi git.. Her harfine ölümler beğendiğim adımı dudaklarımdan sökerek git.. Bana çıkan tüm sokakları sil adres defterlerinden.. Yaşayıp da kendi yüreğine bile ispat edemediğin bu sevdayı “ мυтℓυℓυк вαкιуєℓєя∂єη” düş gayri.. Gözlerime demir pervazlardan ölüm göz kırpıyorken durma git …

нα∂ι gιт ѕєνgιℓι..
Adınla başlayıp adınla bitiremediğim cümleler kadar yalnız bırak beni.. Durma karanlıklarımda, durma hatıralarıma.. Git sadece.. Bırak hayat boyu sensizlik yerine ölümler diz çöksün ayak dibime…
Bırak günahların dökülsün soğuk ellerinin gezindiği kücük avuç içlerime.. Hadi git sevgili.. Biz seninle rüya olmaktan öteye geçemedik.. Hiçbir zaman acıyı sırtlanıp mutluluğa gülümsemedik.. Hadi git…Dudaklarında daha fazla kanamasın pişmanlıkların. Daha fazla ağlamasın hatıraların.. Hadi git sevgili..
Hadi git..Çıktığın kapıdan ölüm gelsin ayak uçlarıma.. Bırak gözlerin mapusluğum, yüreğin sonsuzluğum olsun.. Hadi git…
Durma sabahı olmayan karanlıklarımda.. Daha fazla üşütme ellerini karı, boranı eksik olmayan kışlarımda...
Daha fazla bekleme yamalı cümlelerimde. Git diyorum sana.. Git.. Beni “ bana “ bırakma…Hadi kapıyı arala ve git.. Kapat tüm ışıkları.. Ve git hadi.. Çıktığın kapının ardından ölüm gelsin gayri..
Şimdi git… Unut ismimi… Unut yeminlerini…. Seni hiç sevmediğimi farz et… Bu sevdayı hiç yaşanmamış kabul et.. Demir kapımı “ öℓüмє “ arala ve sessice git…
Git diyorum… Sadece git… Ardından ölüm gelsin ayak uçlarıma.. Sana kavuşmayı bilmese de , Seni severken “ öℓмєηιη gυяυяυηυ “ yaşasın bu yürek… Çünkü; sen benim,
“öℓüм ιℓє нαуαт αяαѕιηα çιzєвιℓ∂ιgιм тєк мυтℓυℓυgυм∂υη”...!!!!
April 08
 Hayat hep bir yolculuktu benim için,hep bir yerlere gidecek gibi durdum. Ama bir yerlere gidemedim… Hep uzakları düşündüm, hep uzakları düşledim; insanın olmadığı kıyıları… Ne kaldığım yerlere bağlanabildim, ne de gidebildim düşlediğim yerlere…
Dünyaları sevdim sığdırdım yüreğime de, ben bir yere sığamadım… Bir yanımda özlemler taştı sel sel, bir yanımı acılar kapladı derya deniz, soluğumda demirler erittim de bir yanım hep kış kaldı üşüdüm…
Ne ben kendimi anlatabildim başkalarına, ne de başkaları anlayabildi ağıt gibi bıçaklanmış bu yüregi gögsümün ortasında. ..
Ne yana döndüm kurt ulumaları, ne yana döndüm zemheri…Yüreğimde hüzün sönen yıldızlar gibi hep gözlerime döndü… Susuzum ey hayat! Suskunum!..
Gecelerime yağmurlar damladı, ıslandı duygularım, üşüdüm, yağmur oldum kendime, kar oldum. Hangi bahara tutunduysam alıp götürdü umutlarımı kış. Gozlerimi de alıp gitti ardından…
Çocukluğumu düşürdüm kollarında aşkın, öksüz kaldı şiirlerim baharın dudaklarında… Bu yüzden hep kanarım kendimce...
Kar yağdı kaldırımlara, üşüyor hayat. Yalnızlık kocaman bir dağ olup büyüdü gözlerimde. Bir dost gülücüğünde saklı kaldı zaman. Bütün sevinçleri alıp götürdü gemiler. Şimdi ne kadar bastırırsam bastırayım iki elimi kanayan yüreğimin üstüne, kanama durmuyor…
Kahrımdan bin deniz doğurdum, gözyaşı doldu geceler… Gözyaşı gecelerinde boğuldu sevinçlerim… Gece zalim gelir bu şehre, gözyaşıyla gelir her gelişinde hüzünle gelir. Şarkılar da susar, zifiri saçlarıyla örter bu şehri geceler... Hazan mevsimi şimdi, hüzün mevsimi, ayrılık mevsimi, gözyaşı mevsimi. Bütün mevsimler bir gün bırakıp gitse de, ben gidemem...
Ey aşk yada acınası ey ben! Gözyaşlarımı denizlere salıyorum ki, dağlara doğan güneş, hasret hasret açılan ama kapanmayan yaralarıma merhem olsun… Kırılsın kilitleri kapılarımın, kırılsın içimde yıllarca gizlediğim ayna, gülsün gülmeyen bahtım…
April 06
Neden Türkçe?
Milletleri oluşturan en önemli unsurların başında ortak dil kullanımı gelir. Eğer ortak bir dil kullanamıyorsak ne yazık ki, tam manasıyla millet olabilmekten bahsedemiyoruz demektir.
Ne yazık ki, ülkemizde Türkçe çok yozlaştırıldı. Kirletildi ve tahrip edildi. Elbette ki, bu durumun olmasında çok farklı nedenler var. Bu nedenler ne olursa olsun, millette milli bir şuurun yaşatılması gerekiyor. bugün bir çok Tv. kanalının, gazetenin, derginin dahi adı Türkçe değil. Alış - veriş yaptığımız esnafın tabelasında Türkçe isim yazmıyor. Bizlerin dahi günlük konuşmamızda yes, no, nice to meet you, okey, vb. kelimeleri sıklıkla kullandığımız yatsılanamaz bir gerçek. Gelinen bu noktada nesiller arasında uçurum mesabesinde farklılıklar meydana geldi. Bu duruma seyirci kalamayız. "İşte bu; tam bir Türk modelidir" diyebileceğimiz bir nesil yok. Yabancı kültürün etkisinde kalmış zavallı bir toplum haline geldik. Belki de bu acınası durum, sömürge ülkelerinin başına gelebilecek türden. Ama bu hali tepkisizliğimiz, duyarsızlığımız ve umursamazlığımız sonucunda hep beraber kazandık.
 Biz, Türk'üz, Türkçe konuşur, Türkçe anlaşır, Türkçe düşünürüz. Biz başkaları gibi yaşamaya, konuşmaya başlarsak, başkaları gibi düşünmeye başlarız. Şunu unutmamalıyız ki, bu güzelim ülkemizin toprakları üzerinde bir çok devletin sinsi emelleri var. Bu emellerine sahip olmak için yırtıcı bir hayvanın avını beklediği gibi sinsice bekliyorlar. Lütfen onlara bu fırsatı (en azından kendi elimizle) vermeyelim.

Hâlâ vakit var!.
TÜRKÇEMİZE SAHİP ÇIKALIM................
  
March 30

Yüreğimde bilinmeyen, benim bile hala yerini tam olarak kestiremediğim bir yerlerde kanıyorsun hala ve ben çoğu zaman bilerek ya da bilmeyerek kaşıyorum bu kabuk tutmaya yüz tutmuş yaramı.. Yani seni…
Evet, unutamadım seni, kanayan bir yarasın hala yüreğimde… Unutamadım bir türlü gözlerini; güzelliği, baktığımda yüreğinin derinlerini gördüğüm gözlerini… Unutamadım hala gülüşünü.. Sıcacık, içten, yüreğime huzur veren gülüşünü… Ne zaman biri bana baksa seni görüyorum, ne zaman biri gülse seni hatırlıyorum… Nereye gidersem gideyim kimi görürsem göreyim biraz sana benziyor… Rüyalarımdasın, düşlerimdesin, hayallerimdesin kısacası yüreğimdesin… Öylesine bendesin ki, yaşamım seni görmeden önce hiç yokmuş gibi… Sanki seninle nefes almaya başlamışım ben ve biliyor musun nefes almak çok güzeldi…
Gitmen için bir neden aradım, bulamadım...
Çıldıracak gibiyim… Sebebini sana da soramadım... Bir daha sever miyim hiç kimseyi senin kadar?
Bir daha özler miyim hiç kimseyi senin kadar? Bilmiyorum… Ne kış, ne bahar yüreğim derin uykuda sen gittin gideli… Hani bitmezdi, böyle bitti işte!!
Bazen kendi kendime YETER!! diyorum… “ O ” artık yok… “ O ” GİTTİ!!
Giderken yüreğime acımasızca sapladı ayrılık hançerlerini… Geceler boyu bakışları gitmedi gözlerimin önünden,
“ Elveda ” deyişi çınladı... kulaklarımda… Aklımda hep aynı şarkı.. “ Ölüm bir göz kapamak kadar kolay sevmekse ölümün en görkemli tonu Yaşamın bir ucunda onu yakalamak en zor evet en zor olanı da bu Korkma sakın sevmekten korkma kurşun sesi kadar hızlı geçer yaşamak Ama öylesine zor ki kurşunu havada sevdayı sıcacık yürekte tutmak korkma… “
Geceleri aldığım her nefesim yokluğunun işareti oluyor… Soğuk duvarlar üstüme geliyor sanki… Alışamadım ayrılığa.
Ardına bakmadan gitmek uzaklaşmak zor şeydir nedense, Ama ben zoru başarmak ve artık gitmek istiyorum; Ayrılıktan, yalnızlıktan kaçmak istiyorum ardıma bakmadan.. Tek bilmediğim şey bunu nasıl yapacağım… Yıllar geçti hala kanayan bir yarasın yüreğimde….. Senden kalan bir acı bu…
Yaşamak ve ölmek aynı… Yalnızlık o ayrı işkence.....!!
ELA
March 04
İlginç Ölümler!!!
Bir işçi 600 tonluk press makinesinin, arasından emeklemek suretiyle geçerek, ucundaki 2450 santigratlık fırında sigarasını yakmaya çalıştı. Mekanı Cennet olsun...
Kurtarmaya gelen ambulans yerde yatan yaralının suratına park etti. Yaralının toprağı bol olsun... Berberin "rahatlatma" amacıyla müşterisinin boynunu aniden sağa sola çevirmesi sonucunda, müşteri boyun kırılması ile bayağı bir rahatladı.. Allah rahmet eylesin...
Kafasında mermer kırdırmaya çalışan medyatik bir karateci travma sonucu öldü.
Midesine kaçan sineği öldürmek amacıyla ağzına sinek ilacı sıktı... Allah kalanlara akıl fikir versin...
Bir arabaya 11 kişi binip viyaduğe uçmak süretiyle 11 kişi Allah'ın rahmetine kavuştu...
Katda olmayan asansöre binmeye çalışan adam boşluğa düştü. Başımız sağolsun...
Balkona 50 kişi çıktılar ve sonuçta balkon çöktü. Böylece toplu ölüm gerçekleşti...
Ormanda zehirli mantarları mangalda bir güzel közleyip afiyetle yiyen aile bir daha evine dönemedi.
Yatağındaki tahtakurusu ve bilumum haşaratı öldürmek için yatağını ilaçladı ve aradan iki, üç dakika geçmeden aynı yatakta derin bir uykuya daldı. Sabahı getiremedi...
Elektrik direğine yaslanıp ayakkabısına kaçan taşı çıkartmak için ayağını silkeleyen adam,
o sırada yoldan geçmekte olan yardımsever bir laz vatandaşın elektrik çarptığını sanması üzerine, kafasına kürek, kalas vb sert cisimlerle vurularak vefat etti.
Adam, yolda mutlu mesut yürürken kafasına balkon düştü. Toprağı bol olsun, iyi adamdı...
Adam, para çekmek amacıyla girdiği bankamatik gişesinde elektrik çarpması sonucu öldü..
Trafik kazasından yaralı olan adam, kurtarıldı. Gayet sağlıklı bir şekilde olayı atlatan adam ambulanscı amcanın "yav sen bin hele film falan çekelim" demesi üzerine hastaneye gitmeye ikna edildi. Adam yolda ambulansın kaza yapması sonucu öldü. (Ambulanscı amca hala sağ)
Nüfus sayımı nedeniyle bomboş olan otoyolda bir sayım görevlisi bariyerlere çarptı ve vefat etti...
Aynı işyerinde biri gündüz bir gece vardiyasında olmak üzere çalışmakta olan baba, oğuldan; biri mobylette motor ile işe gitmekte diğeri ise bir başka mobilette ile eve dönmekte iken, yol üzerindeki sert bir virajda karşılaştılar ve birbirlerine selam vermek isterken çarpışıp beraberce Hakk'ın rahmetine kavuştular...
Sarhoş bir şekilde tem otoyolunda seyreden bir araçtaki beş kişi; radyoda çalmaya başlayan oynak bir şarkı üzerine aracı sağa çekdiler ve tem'de göbek atmaya başladılar. Sonucuna katlandılar tabii. İşin ilginç yanı ise bu 5 kişiden 5'ininde ölmesi ve beşine de ayrı ayrı araçların çarpmış olması...
Giriş katın bir kat altında olan ve Üstü ahır olarak kullanılan köy kahvesinde okey oynayanlar, üstlerine, katın çökmesi sonucu inek,öküz vb. büyükbaş hayvanların düşmesi ile köy mezarlığındaki anahtar teslim çukurlarına yerleştiler...
Eskiden anlatılan bir lunapark vakası: Parkın 2 kafadar gece bekçisi, park kapandıktan sonra, dönen salıncaklara binmeye karar vermişler. Yönetici kabinine girmişler aleti çalıştırmışlar. Makinenin ısınması için 1 dakika kadar süre gerekiyor tabii. Salıncaklara bir güzel kurulmuşlar. 1 dakikalık süre geçmiş alet çalışmaya başlamış. Ama 2 kafadar seans süresini ayarlamayı unutunca, bütün gece kusarak Hakk'ın rahmetine kavuşmuşlar...

February 29

İşte, dünyayı tersine çeviren 50 gerçek
1- Bir Japon kadını ortalama 84 yıl, bir Botswanalı kadın sadece 39 yılyaşıyor. 2- Dünyadaki obez nüfusun üçte biri, gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. 3- ABD ve İngiltere, gelişmiş ülkeler arasında en yüksek erken hamilelik oranına sahip. 4- Çin'de 44 milyon kadın kayıp. 5- Brezilya'daki Avon kadınlarının sayısı, asker sayısından fazla. 6- 2002'de idamların yüzde 81'i ABD, Çin ve İran'da gerçekleşti. 7- İngiliz süpermarketleri, müşterileri hakkında hükümetten daha fazla bilgiye sahip. 8- AB'deki her inek için verilen günlük 2.50 dolarlık sübvansiyon, Afrika'nın yüzde 75'inin günlük geçiminden daha fazla. 9- 70'in üzerindeki ülkede aynı cinsten iki kişinin ilişkisi yasak,9'unda ise cezası ölüm. 10- Dünya nüfusunun beşte biri, günlük 1 dolarında altında gelirleyaşıyor. 11- Rusya'da yılda 12 binin üzerinde kadın aile içi şiddet sonucunda hayatını kaybediyor. 12- 1 yılda 13.2 milyon Amerikalı, estetik ameliyat yaptırdı. 13- Kara mayınları nedeniyle saatte bir insan ölüyor ve sakat kalıyor. 14- Hindistan'da 44 milyon çocuk işçi var. 15- Sanayileşmiş ülkelerde insanlar, günde 6-7 kg katkı maddesi yiyor. 16- Dünyanın en çok kazanan sporcusu golfçu Tiger Woods, yılda 78 milyon dolar, yani saniyede 148 dolar kazanıyor. 17- Amerikalı 7 milyon kadın, 1 milyon erkek yeme bozukluğu çekiyor. 18- 15 yaşındaki İngilizlerin yarısı uyuşturucu kullanmış, dörtte birisigara içiyor. 19- Washington'daki lobi endüstrisinde 67 bin kişi, her seçilmiş kongre üyesi için 125 kişi çalışıyor. 20- Motorlu araçlar dakikada 2 insanı öldürüyor. 21- 1977'den bu yana ABD'deki kürtaj kliniklerinde 80 bin şiddet ve taciz vakası yaşandı. 22- Mc Donalds'ın altın kemerini tanıyanların sayısı, Hıristiyan tacını tanıyanlardan fazla. 23- Kenya'da bir ailenin gelirinin üçte biri rüşvete gidiyor. 24- Dünyadaki yasadışı uyuşturucu pazarı 400 milyar dolar. 25- Amerikalıların üçte biri, uzaylıların geldiğine inanıyor. 26- 150'den fazla ülkede işkence var. 27- Her gün dünya nüfusunun yedide biri, yani 800 milyon insan aç kalıyor. 28- Amerikalı siyah erkeklerin hapse girme ihtimali, yüzde 33. 29- Dünyanın üçte biri savaş halinde. 30- Petrol rezervleri 2040'da tükenebilir. 31- Sigara içenlerin yüzde 82'si gelişmekte olan ülkelerde yaşıyor. 32- Dünya nüfusunun yüzde 70'i, bugüne dek hiç çevir sesi duymadı. 33- Silahlı çatışmaların dörtte biri, doğal kaynakları ele geçirmek için yaşanıyor. 34- Afrika'da 30 milyon kişi AIDS. 35- Her yıl 10 dil ölüyor. 36- İntiharla ölenlerin sayısı, çatışmalarda ölenlerden fazla. 37- ABD'de her hafta ortalama 88 öğrenci sınıfa silah getiriyor. 38- Dünyada en az 300 bin düşünce suçlusu var. 39- Her yıl 2 milyon genç kız ve kadın sünnet ediliyor. 40- Silahlı çatışmalarda 300 bin çocuk asker savaşıyor. 41- İngiltere'de 2001 seçimlerinde 26 milyon kişi, Pop Idol'un ilk sezonunda 32 milyon kişi oy kullandı. 42- ABD, pornografiye yılda 10 milyar dolar harcıyor. 43- ABD, "haydut devlet" diye ilan ettiği 7 ülkeden 33 kat daha fazla askeri harcama yapıyor. 44- Dünyada 27 milyon köle var. 45- Amerikalılar çöpe saatte 2.5 milyon plastik şişe atıyor, yani her üç haftada bir Ay'a ulaşmaya yetecek uzunlukta şişe birikiyor. 46- Sıradan bir İngiliz, günde yaklaşık 300 defa kameraya yakalanıyor. 47- Her yıl 120 bin kadın veya genç kız, Batı Avrupa'ya satılıyor. 48- Yeni Zelanda'dan İngiltere'ye uçakla getirilen bir tane kivi,atmosfere kendi ağırlığının 5 katı sera gazı salıyor. 49- ABD'nin, BM'ye 1 milyar dolardan fazla borcu var. 50- Yoksul aile çocuklarının psikolojik sorun yaşama ihtimali, zengin aile çocuklarına göre 3 kat daha fazla.
February 10
|
Bir hayalin peşinde koşabilmektir aşk.
Üstelik harcanan yılların sonunda o hayali hiç gerçekleştirememe olasılığına rağmen...
Günleri geceleri bir odaya kapanarak geçirirken bir telefon çığlığına bir kapı ziline ömrün yarısını verebilmeyi düşünmektir aşk yada duyulacak bir sesle ömrün üzerine bir ömür daha ekleneceğini hissetmektir aşk.
Birine hayatını bağışlamışken onsuz yapamayacağını düşünürken bir gün yapa yalnız kalma korkusunun bütün vücudunu titretmesidir aşk.
İhanet dediğimiz iki yanı keskin bıçağın üzerinde yürüme riskini göze almaktır aşk.
Bu bıçak ki saplanabilir yüreğine.
Bıçağın verdiği acıyı bütün hücrelerinde hissetmene rağmen onu iyi edecek hiçbir ilacı bulamamanın verdiği çaresizliği yaşamaktır aşk.
Herşey çok iyi giderken mutluluk ormanına her gün yepyeni fidanlar ekerken,insanların sana ve ona bakıpta ileri baktığını düşünürken bir sabah uyandığında onu yanında bulamama fikrinin seni deli etmesidir aşk.
Terkedildiğinde hayata küseceğini,suçlayacak yüzlerce insan bulacağını,
kin tutacağını,intikam yeminleri edeceğini bilmektir aşk.
Bir özlem şarkısının içini eriten ezgilerinin kulağından girip yüreğine doğru akmasını
sonrada gözlerinden damla damla dışarıya taşmasını hissetmektir aşk.
Hiç görmediğin,hiç dokunmadığın,sesini bile duymadığın birine tutkuyla bağlanmaktır aşk.
Belkide göreceğin ilk anda bitecektir bu tutku.
Buna rağmen delicesine özlemektir aşk.
Tutkun yüzünden aptallıkla suçlanmayı da göze almaktır aşk.
Sana aptal diyenlere söyleyecek hiçbir kelime bulamazken yüreğinin onu seviyorum diye haykırmasıdır aşk.
Plansız, hesapsız, ölçmeden, biçmeden,kaygısızca ama hep olumsuzluğunda göze alarak kendini bırakmaktır aşk.
Güçtür aşk.Yenilgi sadece zayıflara mahsuzdur ve aşkın zayıflığa tahammülü yoktur.
Bu yüzden her türlü pisliğe vurdumduymazlığa,kalleşliğe,iki yüzlülüğe karşı kazanılmış bir zaferdir aşk.
Yarını düşünmeden sadece içinde bulunduğun anın hazını bütün benliğinde hissetmektir aşk.
Sayılarla,harflerle belirlenmiş herşeye meydan okuyan bir belirsizliktir aşk.
O belirsizliğin içinde savrulurken bir sonraki günü dakikası dakikasına planlamanın ne kadar saçma olduğunu görebilmektir aşk.
Ve aslında hiçbir benzetmenin hiçbir tarifin aşkı tanımaya yetmeyeceğini bile bile bu konu üzerinde yazma cesaretini
gösterebilmektir aşk...
| February 05

Ne kadar uğraşsanızda boşuna.TürkiyeTürkün'dür Türkün kalacak Belkide bu sözüm gitmez hoşuna.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
Türkiye'de Türküm demek suç oldu.Vatan hainleri başımıza tac oldu Hilalin yerini artık hac aldı.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
Misyonerler her yerde mekik dokuyor.Çocuklar artık Kur'an değil incil okuyor Dilimden yalnızca şu söz çıkıyor.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
 Neden böyle dedim diye bana sormayın.Türkün yurdunda artık Türke vurmayın Ya bu ülkeyi sevin yada burda durmayın.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
Bu ülkede albayrak hep dalgalanacak.Camilerden hep ezan sesi gelecek Burada yaşayan herkes şunu bilecek.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
Bir taraftan avrupa,bir yandan amerika.Ölün diyor vatanı şaka değil bu şaka El üstünde duruyor oralarda PKK.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
Beni konuşturmayın bende kelam tükenmez.Yüreğim yaralı kardeş bendeki acı dinmez İnşallah bu topraklar bir daha şehit görmez.Türkiye Türkündür Türkün kalacak
AYDIN EKİZ
December 25
|
Gitme, koca şehirde yapayalnızlık kalmak istemiyorum. Gidersen, sensizliğin içinde hangi duvar avutabilir beni ?..Bırakma beni karanlıklara...Alışkın değilim sabahları sensiz uyanmaya....
Gitme umudum...Uçurumlardan esen rüzgarlarda tek başıma bırakma beni.....Acıya kanattığım umutlarımı toprakta ezip gitme...Düş yorgunu gecelerde her sokakta seni aramak acıtır yüreğimi.Her köşede sensizliğe ağıtlar yakmak sonum olur ömrümün.
Dur gitme...İçimdeki çocuğun ağlayacak hali kalmadı...Gidersen, uykulara dalıp unutacağım mı sanıyorsun o gözlerini ?...Sorarım sana ; kolay mı tahta beşiklerde hasretini uyutmak ?.... Yıllarca cebimde biriktirdiğim gözyaşlarımı sende kurutmuşken gitme...Simsiyah bulutlar çöreklenmesin üzerime. Baharın koynunda uyanırken gözlerimi karanlıklara kapatmayayım...
Gitme ince sızım...Uzak dağlarına yüreğimi sürüp sana koşmak isterdim ama sırtım kanlı ve yüreğim yaralı...Buğulu camlarda bıraktığım düş mavisi umutlarımı yetim bırakma...Sürgün misali yalnızlığında soğuk prangaları sırdaş bilmek istemiyorum...Yitik bir yüreğin baharlarında açmış dikenleri serme ellerime..Batarsa kanar, kanarsa yaşayamaz yüreğim....
Gitme ..Ardından bakakalmasın gözlerim tozlu yollara...İsyanlara bürünmesin gülen yüzüm.... Ne olur gitme alınyazım. Acılarımı tütünle sarıp bir sigara dumanında çekerken içime, gitme..Dayanamaz bu can gidişine...Rıhtımlara her gece gözyaşımı boşalttırma beni...Ezik yüreğimi karların üzerine serme...Sana koşan ayaklarımda hüznün kirli denizlerine sokma beni...Mavilerin arasında kaybolur giderim....Umutlarımı alıp gitme gül yüreklim...
Hangi denize sığdırabilirim ki sensizliğin acılarını...Hangi ilaç dindirir sensizliğin sancılarını...Bu dert içimde kabuk bağlar..Solmak istemiyorum kırık aynaların suretinde...Hazanlar girer gelinciklerin gülümsediği bahçelere...Göğümden tüm göçmen kuşlar kanatlanır ucsuz bucaksız diyarlara...Dur gitme....Yalınayak sahillerde gezinmeyeyim....Ellerim dikenlerde avunmasın... Gidişinle yüreğimi yaralarda bırakma ne olur... Şiirlerim kederimle, yüreğim gidişinle ağlamasın...Gülen gözlerime hicranlar inmesin...Bereketin ıslattığı toprağıma siyah bulutlar çöreklenmesin...Uçurumlar büyümesin duvarlarda...Pencerelerde kalmasın ıslak gözlerim....Yorgun düşmesin ayaklarım...
Gitme iki gözüm...Bırakma beni tek başıma firkatinde...Düş fakiri olarak gezinmek istemiyorum şehrin ölüm kokan sessizliğinde...Ne olur gitme sevdiğim. Uyandırma beni ayrılıklarınla..Gitme diyen dudaklarım senden sonra kanamasın....Üşümesin senin sevginle gülümseyen gönül bahçem....Acılarımı unutmuşken sancının kavrulduğu ateşlerde ısıtma beni...Benek benek açan çiçeklerim mevsimsiz solmasın...Saçlarına düşen yıldızlar göğsüme ayrılığının hançerini sokmasın..
Gitme canımdaki son can... Senin gözlerinden, senin yüreğinden başka bir sığınağım yok sevdiğim.. Gitme ne olur...Yetim kalmasın yüreğim....
| November 18
|
Ask Nedir?
Ask, iyi geceler öpücüğünü uzun tutmaktır. Beklentidir. Ask, delicesine flört ederken yanındakinin hiçbir şey yapmama hakkini teslim etmektir. Saygıdır. Ask, zaaflarınız olduğunu ortaya çıkarır. Kabullenmektir. Ask, simdi zamanı degil diye beklemeyi bilmektir. Sabırdır. Ask, saçlarda başlayıp topuklarda biten bir gezintidir. Kesiftir Ask, Seviselim demeden sevişmek, yanındakinin ne istediğini bilmektir. Anlaşmaktır. Ask, bağlandığını sandığında, karşındakine hayır deme şansını tanımaktır. İnceliktir. Ask, korumaktır. Sorumluluktur. Ask, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir. Mizahtır. Ask, durma yoksa seni öldürürüm lafını duymaktır. Şehvettir. Ask, evinizdeki her şeyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir. Teslimiyettir. Ask, sevgilinizin ne olduğunu bütün çıplaklığıyla görmektir. Gerçektir. Ask, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır. Neşedir. Ask, sizi kucaklayan kolların, gittikçe daha çok sarılmasıdır. Mutluluktur. Ask, gecenin bir vaktinde sen uyu, benim gitmem gerek dediğinizde, uyanık kalıp seni biraz daha görmeyi tercih ederim cevabini almaktır. Sıcaklıktır. Ask, tanıdığınızı zannettiğiniz insanin yeni yanlarını keşfetmektir. Tazeliktir. Ask, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır. Düşlerin gerçek olmasıdır. Ask, kocaman yatağın üçte birine sıkışmaktır. Yakinliktir. Ask, evin anahtarından bir kopya daha yaptırmaktır. Güvendir. Ask, hoşça kal dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir. Kaderdir. Ask, gerindiğinde sızlayan vücut lafının anlamını bilmektir. Derstir. Ask, ecza dolabını açtığında, dismacunu kapağını kapatılmamış bulmaktır. Uyumdur. Ask, hosçakal dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir. Kaderdir. Ask, pencereden disariya baktığında kiminle olduğunu hatırlamaktır. Düşüncedir. Ask, rüzgârın ağaçların arasında dolaşırken çıkardığı sesi dinleyip sevgilisinin yanında olmadığına hayıflanmaktır. Yalnızlıktır. Ask, asla anlatılmayacak hikâyelerdir. Özeldir.
|
|